GOTİK BİR KURGU OLARAK SELMA VE GÖLGESİ’NDE “KADIN DENİLEN HAYALET”LE KARŞILAŞMAK
Özet
Batı’da gelişen gotik tarihsel, kültürel ve felsefi anlamlar barındıran ve tüm bunların edebi metinlerde de yansımasının bulunduğu bir terimdir. Hakikat ve hayalin sınırlarının belirsizleştiği; korku ve gerilim barındıran, tekinsiz karakterler ve mekânları ön plana çıkaran gotik kurgulara Batı’daki gelişim çizgisinden farklı olarak Türk edebiyatında da rastlanmaktadır. Nitekim gotik insanın temel korkularını yansıtan, simgesel, sembolik anlamlarla bezenmiş ve roman kişilerinin psikolojik durumları ile ilişkili bir alan yaratmaktadır. Bu aynı zamanda korkuların kaynağına yönelmemizi sağlayan bilinçdışı bir alana işaret eder. Selma ve Gölgesi de (1941) Türk edebiyatında gotik kurgular arasında yer alan; hakikat ve hayal arasında ‘hayalet’ bir kadının ‘ölümcül’ ve ‘vampir’ gibi nitelikler üstlenerek çevresindekileri korku içinde bırakmasının nedenlerinin irdelendiği bir romandır. Selma’nın neden bir hayalet, hortlak olarak toplumda salındığı ise yaşanılan döneme özgü korkuların kaynağına inmeyi gerektirir. Bu noktada Peyami Safa’nın başta “Kadın Denilen Hayalet” olmak üzere yirminci yüzyılın başında Türkiye’de batılılaşma etkisinde gelişen kadın erkek ilişkileri ile ilgili kaleme aldığı eleştiri yazıları önem arz eder. Toplumdaki değerler çatışmasını değişen kadın imajı üzerinden ele alan yazarın, aynı çatışmayı gotik bir kurgu içerisinde ölümcül ve vampir Selma karakteri üzerinden işlemesi bilinçdışındaki korkuların kaynağını görmek adına önemli bir fırsattır. Bu çalışmanın amacı Selma ve Gölgesi’nde Selma’nın yarattığı korkunun derinliklerini Peyami Safa’nın kadınla ilgili yazılarından yola çıkarak psikanalitik bir yaklaşımla incelemek ve böylece bu korkunun nedenlerini irdelemektir.