Africa is the first country to come to mind when it comes to racism. The resistance
and struggle of the indigenous people of South Africa against the racist policies of the
Apartheid regime has been engraved in the memory of the whole world. Apartheid is a form
of government based on racist white minority power, a system that takes the natives of the
country into class exploitation and takes their rights to human life. Apartheid disregards
human dignity and does not allow domestic black people living in the country to enter into a hospital, school, social environment of the white minority. Class discrimination has entered
people's homes, the marriage of blacks and whites has been banned, and the police have
carried out uncontrollable inspections, entering homes or even bedrooms. The Bantu Law
introduced in 1953 introduced a system of education based on racial discrimination. This
education policy aims to educate the youth living in the country as an unskilled labor market
member.
The apartheid regime aims to reduce the indigenous people living in the country
to their own land. The indigenous people of South Africa, who have resisted against all these
rightful usages, were able to gain their rights after a long, painful and difficult period. The
struggle for rights is a tutorial for many countries and young generations. The repercussions
of the struggle against racism in South Africa have won the Nobel Peace Prize for Nelson
Mandela, who has spread all over the world.
In this study, the resistance and struggle against the racism in South Africa by
paying the large amounts of elderly, young and even young children are tried to be conveyed.
Dünya üzerinde ırkçılık denince akla gelen ilk ülke Afrika’dır. Güney Afrika yerli
halkının Apartheid rejiminin uyguladığı ırkçı politikaları karşısında verdiği direniş ve
mücadele tüm dünya toplumunun hafızalarına kazınmıştır. Apartheid ırkçı beyaz azınlık
iktidarı dayalı bir yönetim biçimi olup, ülkenin yerlilerini sınıfsal bir sömürüye maruz
bırakan, insanca yaşama haklarını ellerinden alan bir sistemdir. Apartheid insan onurunu hiçe
sayan uygulamalarıyla ülkede yaşayan yerli siyahîlerin beyaz azınlığa ait hastane, okul,
sosyal ortamlara girmelerine dahi izin vermiyor, yine beyaz azınlığın tekelinde bulunan
fabrika ve firmalarda çalışan siyahî işçiler uluslararası standartların altında, birçok sosyal
haklarından mahrum şekilde çalıştırılıyordu. Sınıf ayrımcılığı insanların evlerine kadar
girmiş, siyahlarla beyazların evliliği yasaklanmış, polis evlere hatta yatak odalarına kadar
girerek akıl almaz denetimler yapmıştır. 1953 yılında çıkarılan Bantu Yasası ırk
ayrımcılığına dayanan eğitim sistemini getirmiştir. Bu eğitim politikası ülkede yaşayan
siyahî- metis gençliği vasıfsız bir işgücü piyasası elemanı olarak yetiştirmeyi amaç
edinmiştir.
Apartheid rejimi ülkede yaşayan yerli halkı kendi topraklarında bigâne duruma
düşürmeyi hedeflemiştir. Tüm bu hak gasplarının karşısında direnişe geçen Güney Afrika
yerli halkı uzun, sancılı ve zorlu sürecin sonunda haklarına kavuşabilmiştir. Burada yaşanan
hak mücadelesi birçok ülke ve genç nesiller için öğretici ders niteliğindedir. Güney Afrika’da
yaşanan ırkçılıkla mücadelenin yankıları tüm dünyaya yayılmış, direnişin baş aktörlerinden
ve daha sonra ülkenin seçilmiş başkanı olacak olan Nelson Mandela’ya Nobel Barış Ödülünü
kazandırmıştır.
Bu çalışmada, ırkçılık karşısında Güney Afrika’da yaşlı, genç hatta çocuk yaştaki
yerlilerin büyük bedeller ödeyerek yaptığı direniş ve mücadele aktarılmaya çalışılmıştır.